Altın Oran ve Kabe Mucizesi

Mart 29, 2010

Ortaya Atılan Mucize İddası

Cevap

Altın Oran :

Altın Oran;  Pi(π) gibi irrasyonel bir sayıdır ve ondalık sistemde yazılışı; 1.618033988749894… dür. (noktadan sonraki ilk 15 basamak).

Bu oranın kısaca gösterimi: şeklindedir.

Altın Oran : 1.618033988749894… dür

Bu demek oluyor ki; bir sayı ya altın orandır  ya da altın oran değildir...

Bu ön bilgiden sonra konuya giriş yapalım, belki altın oran çıkar belki altın orana yakın bir oran çıkar.

Altın oran çıktığını kabul edelim bu oran kabe ile aynı enlem de olan bütün heryer için geçerli bir oran olur.

Teknik meslek Lisesinde okumuş ve geometri görmüş birisi sadece pergel ve cetvel kullanarak bir uzaklığı % 1 hassaslıkda çizebilir.

Bu video’da belirtildiği gibi Allah tarafından yapıldığı öne sürülen bir mucize varsa bırakın %1 hatayı mesela % 0,000000000000001 hata bile olmaması gerekmektedir.

Videodaki iddaya göre bu kanı bilimseldir.Hatta kendiniz “Google Earth” programı ile bakabilirsiniz de demektedir.

Bilimden bahsediyorsak; “Google Earth” yerine bilimsel verilerden yararlanmalıyız.

Aklınızda soru işareti kalmaması için konuyu hem bilimsel hemde idda ettikleri gibi “Google Earh” programından inceleyeceğiz.

1984 yılında internasyonal kabul edilen ve bütün GPS’lerde de (Global Positionin System) kullanılan WGS84 (World Geodetic System 1984) için; Resmi site ve Wikipedia bağlantılarından inceleyebilirsiniz.

WGS84′ün resmi elipsoidi ile hesaplandığında
Kuzey Kutup – Kabe arası uzaklık = 7632,1211 km
Kabe – Güney Kutup arası uzaklı = 12371,7962 km
İkisinin oranı ise = 1,621017…

Bu enlem de Kabe’nin 21,25 km güneyinden geçer.
Videoda da anlatıldıgı gibi belli bir hata payı söz konusu ve yukarıda da bu oranın Kabe’nin yaklaşık 20km güneye denk geldigini gördük(ki videoda bile belli bir noktaya göre değil belli bir alana göre hesaplanmış)

Demek ki kutuplara göre hesaplanan bir noktanın altın oranda oldugunu iddaa edebilmek ya da bundan şüphelenebilmek icin bu noktanın 20km güneyinde veya 20 km kuzeyinde olmasına göz yumulabilir diye varsayarsak yaklaşık 21 derece enleminin etrafındaki 40 kmlik bir hat sözkonusu. Ki gözden kaçan aynı hattın güney yarım küredeki simetrigi de aynı altın oranı diğer kutba göre verecektir. Yani güney yarımküredeki 40 kmlik bir hat da hesaba dahil.

Kaba bir hesap yapıp, bu alanın yüzölçümünü bulursak;

21 derece enleminin uzunlugu yaklasık 37200 km
40*37200=1488000 km2
Güney yarım küreyi de hesaba katalım :
2*1488000=2.976.000 km2
Yani dünya üzerindeki 2.976.000 km2′lik alandaki herhangi bir noktanın altın oranda olan “mucizevi” bir nokta oldugu iddaa edilebilir(!)

Bu alanın toplam dünya yüzölçümüne oranı 2.976.000/510.000.000 = yaklaşık %0,6. Kaldı ki sadece ilk aklıma gelen olarak kabe farzedelim ekvator veya çevresinde olsaydı “işte dünyanın tam ortasında” diyerek bunun çok daha bariz bir özel nokta oldugu idda edilecekti. Uzatmayalım ekvator ve 20 km cevresini de hesaba katsak oran %1′e kadar çıkar.

Dünya üzerindeki %1′lik bir alan “mucizevi” geometrik alanda düşünülebilecek yerlerdir. Ve bu bir dinin mucizeviliğini iddaa edebilmek için çok ama çok aciz bir rakam.

…………..

Şimdi, bilimsellikten sıyrılıp video’ da belirtildiği gibi “Google Earth” adlı programa…

Google Earth’e göre ;

A = KuzeyGüney =19981,53 km
Ag = GüneyKabe = 12357,97 km
Ak = KuzeyKabe = 7623,58 km

A/Ag = 1,6168942
Ag/Ak = 1,62101926
Oysa phi = 1,61803398
Yani Phi’yi tutturamadık.

“Google Earth’e” göre bu nokta Kabe’yi göstermediği gibi Mescid-i Haram sınırları içinde de değil.

Yani; Resmi/Bilimsel rakamlara göre nede  google earth adlı programa göre Kabe için “Altın Oran’dan” ve “Mucize’den” bahsedemeyiz.

Videodaki fragmanda ki gibi sayı cambazlığı yapalım bakalım ;

A ölçümünün doğru yapıldığından yola çıkarsak;

Ak = A/(1+phi) = 7632,265313 km olması gerektiğini buluruz. Oysa  Ak = 7623,58 km ölçülmüştü. Aradaki fark 8,685312 km

Ag = A/phi = 12349,26469 km olması gerektiğini buluruz. Oysa  Ag = 12357,97 km ölçülmüştü..Aradaki fark .8,70531277 km

Ak ölçümünün doğru yapıldığundan yola çıkarsak:
A = 19958,79156 km olması gerekirdi. Oysa  A = 19981,53 km ölçülmüştü.. Aradaki fark -22,738444 km.
Ag = 12335,21156 km olması gerekirdi. Oysa ben 12357,97 km ölçülmüştü.Aradaki fark -22,758444 km

Ag ölçümünün doğru yapıldığundan yola çıkarsak:
A = 19995,61549 km olması gerekirdi. Oysa  A = 19981,53 km ölçülmüştü. Aradaki fark 14,085492 km.
Ak = 7637,645492 km olması gerekirdi. Oysa ben 7623,58 km ölçülmüştü.Aradaki fark 14,065492 km

Bunların hangisi doğru?
Hiç birisi.
Bu sayı cambazlıkları ile istenilen sayı doğru kabul edilip millete vaiz verilebilir.
Yapabileceğiimiz en sağlıklı şey, temelinden başlayıp kendi hesabımızı yapmak.
Minareyi çalan kılıfını hazırlamış zaten. Sayıların tam tutmadığını kendileri de görmiş ve züğürt tesellisi ile Kabe ve çevresini genişletmeye yeltenmişler.

Son Olarak;

Aynı enlem üzerindeki yüzlerce yerleşim yeri kendi boylamı için altın noktadır.

Örneğin Küba şehri Camaguey k. kutbuna tam tamına 7631 km. İşte kutsal şehir Camaguey (alttaki resim)

Resmin büyük halini görmek için lütfen buraya tıklayınız.

Acaba tanrı sosyalizmi dünya için uygun gördüğü için sosyalizmin ayakta kaldığı son bir kaç ülkeden biri olan Kübanın bir şehrini bize işaret ediyor olmasın?

Aşağıdaki görüntü ise Camaguey’den güney kutbuna mesafe:

Biz de bir film mi yapsak acaba Kutsal şehir Camaguey ile ilgili?

Hemen kutsal noktamızın koordinatlarını verelim ki isteyenler kontrol edebilsin:

21°22’22.87″N
77°55’24.83″W

Olay, bazı şarlatanların para ve/veya şöhret kazanmak için ortaya attığı bir yalandan başka bir şey değil.

Esenlikle…

Kaynak



Kadın Peygamberler

Mart 29, 2010

Kutsal Kitap kabul edilen;  Tevrat, İncil ve Zebur’ da geçen “Kadın Peygamberler”

mısır’dan çıkış 15:20
harun’un kızkardeşi peygamber miryam tefini eline aldı, bütün kadınlar teflerle, oynayarak onu izlediler.

yasanın tekrarı 34:10
o sırada israil’i lappidot’un karısı peygamber debora yönetiyordu.

2. krallar 22:14
kâhin hilkiya, ahikam, akbor, şafan ve asaya varıp tapınaktaki giysilerin nöbetçisi harhas oğlu tikva oğlu şallum’un karısı peygamber hulda‘ya danıştılar. hulda yeruşalim’de, ikinci mahalle’de oturuyordu.

yeşaya 8:3
peygamber olan karım bundan bir süre sonra gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. rab bana, “adını `maher-şalal-haş-baz koy” dedi.

luka 2:36-37
anna adında çok yaşlı bir kadın peygamber vardı. aşer oymağından fanuel’in kızıydı. genç kız olarak evlenip kocasıyla yedi yıl yaşadıktan sonra dul kalmıştı. şimdi seksen dört yaşındaydı. tapınaktan ayrılmaz, oruç tutup dua ederek gece gündüz tanrı’ya tapınırdı.

Kur’an’da İse ;Kadın peygamberlerden bahsedilmez. Peygamberlerin erkeklerden gösterildiği yazar.

yusuf 109

Senden önce gönderdiklerimiz de kentler halkından kendilerine vahyettiğimiz bazı erlerden başkası değildi. Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, onlardan öncekilerin akıbeti nice oldu görsünler. Elbette ki âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllarınızı kullanmayacak mısınız?”

nahl 43

Biz senden önce de elçi olarak kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir/Kur’an ehline sorun.

enbiya 7

Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz erler gönderdik. Hadi, sorun zikir/Kur’an ehline, eğer bilmiyorsanız…

………………….

Yeryüzüne kadın peygamber gelip gelmediği tartışmaları arasında kimi İslâm yorumcuları Meryem’in nebiyye (elçi) olabileceği üzerinde durmuş. Eşari kelamında Meryem’in nebiyye olabileceğine dair iddialar var. Allah’ın onu seçip temizlemesi ve dünya kadınlarına üstün tutması ve Kur’an’da Hz. Muhammed’e, “İbrahim’i de an, Davut’u da an derken Meryem’i de an” denmesi onun nebiyye olabileceğinin işareti kabul ediliyor.

Prof. Ali İhsan Yitik, seçilme ve temizlenmenin peygamberlere has bir özellik olduğuna dikkat çekerek İnşirah suresinde bu özelliklerin peygamber için zikredildiğini vurguluyor ve Meryem için de aynı şeyin sözkonusu olabileceğine dikkat çekiyor. Cebrail’in sadece peygamberlere görünmesi ve Allah’ın vahiylerini getirmiş olması da bir başka delil olarak öne sürülüyor. Cebrail, Kur’an’da da belirtildiği gibi Meryem’e insan suretinde görünmüş ve bir çocuk doğuracağını müjdelemişti.

Prof. Ömer Faruk Harman, insan suretinde görünmüş olmasının nedenini Meryem’in bu olağanüstü olay karşısında daha fazla korku duymaması olarak açıklandığını belirtiyor. Muhammed Mustafa’nın torunlarından olduğu öne sürülen Abdülkerim Ceyli de Meryem’den “Vahidiyet ilmine sahip bir veli” olarak bahsediyor.

Eşari anlayışa göre peygamberlikleri söz konusu olabilecek altı kadın: Havva, Sara, Hacer, Musa’nın annesi, Firavunun eşi Asiye ve Meryem’dir.
Maturidi ekol ise kadınların nübüvveti anlayışına karşı çıkar.

Eşari ve Maturidi, Meryem’in peygamber sayılıp sayılamayacağını tartışırken, dikkati çeken nokta, Tevrat ve İncil’in okunmamış-bilinmemiş oluşu. Peygamberliğinden hiç bahsedilmeyen Meryem’in peygamberliğini tartışıyorlar ama diğer taraftan peygamber oldukları belirtilen kadınlardan habersizler. Neden? Çünkü tek referansları Kur’an. Kur’an yazmadığına göre, diğer kitapların da tahrif edildiği söylendiğine göre kadın peygambere saçma gözüyle bakılıyor. Kadınların fiziki özelliklerinin, zayıflıklarının, ay hallerinin peygamberliğe uygun olmadığını düşünüyorlar.

(pante)



Muhammed’in Ümmiliği ve Çevresi

Mart 28, 2010

Ümmi: Okuma-yazması olmayan kişi.

Makalemizde de Muhammed’in okuma-yazması olup olmadığını inceleyeceğiz.

Muhammedin okuma-yazma bilmemesi yani ümmiliği, Kuranın ilahi bir kökene sahip olduğu, beşeri bir kökeni olmadığı fikrini güçlendirmek, Kuranı Muhammedin kendisi uydurdu veya önceki kutsal kitaplardan araklama yaptı söylentilerini önlemek amacıyla ortaya atılmış bir yalandır.

  • Muhammed Hatice ile evlenirken Hatice’nin ön şartı kervenlarının başına gecmesi ve ticari muhasebeden anlıyor olması değil miydi? Ömrünün büyük bölümünü ticaretle geçiren bir insanın okuma yazma bilmemesi mümkün mü?
  • Muhammedin yaşadığı dönemde arap şiiri ve edebiyatı en parlak dönemindeydi, böyle bir durumda Muhammedin okuma yazma bilmemesi saçma olmaz mı?
  • Muhammed’in ashabından olan Zeyd bin Sabit, 15-20 gün gibi çok kısa bir süre içinde İbraniceyi öğreniyor ise, fetanete sahip olduğu söylenen Muhammed’in okuma-yazmayı bu kadar geçiktirmesinin bir gerekçesi olabilir mi?
  • Süt anneye verilen evlatlara büyük bir titizlikle arapça öğretiliyordu, peki Muhammed’in bu durumdan nasiplenmemiş olmasının nedeni nedir?
  • Abdulmuttalip gibi yönetici akrabalara sahip olması, seçkin bir aileden gelmesi kendisinin çevredeki insanlardan daha ileri bir kültür düzeyine sahip olması konusunda çok önemli bir avantaj değil midir?

Tüm bunları bir kenara bırakalım, Muhammed, henüz kendisini peygamber ilan etmeden önce , Mekke’nin tahsil görmüş en bilgili insanlarıyla oturup kalkardı. Mekkede yaşayan bu insanların bir kütüphane dolusu kitaba sahip olduğu ,Muhammedinde çoğu kez onlara uğradığı,onları dinlediği rivayet edilir.Yani okuma yazma bilmiyor olsa bile bu çevresinden bilgi edinmesini engelemez.

Yesar,Hayr ,Cebr-i Rumi ,Aiş ,Harith ben Kalada,Selman-ı farisi,Abdullah İbn-i Selam ,Bel’am, Addas,Veraka bin Nevfel ,Ahd-i Atiyk ,Ahd-i Cedid

Bu isimler Musevilik, Hristiyanlık, Felsefe, Tıp, Astronomi hakkında geniş bilgi sahibidir.Muhammedin bu isimlerden Ortadoğuda çıkmış olan dinlerin öğretilerini, ritüellerini öğrenmiş olduğu ortadadır, çünkü bilhassaTevrat ve onun uzantısı olan İncil ile büyük benzerlikler sergiliyor.

Örneklemek gerekirse,

1.) Enfal Suresi , 65 ; Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.

Levililer 26:8 ; Beşiniz yüz kişinin, yüzünüz on bin kişinin hakkından gelecek. Düşmanlarınız kılıç darbeleriyle önünüzde yere serilecek.

Yeşu 23:10 ; Biriniz bin kişiyi kovalayacak. Çünkü Tanrınız RAB, size söylediği gibi, yerinize savaşacak.

2.) Bakara Suresi 261 ; Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir.

Matta 13:23 İyi toprağa ekilen tohum ise, sözü işitip anlayan birine benzer. Böylesi elbette ürün verir, kimi yüz, kimi altmış, kimi de otuz kat.

Görüldüğü üzere Muhammed diğer kutsal kitaplardan aldığı ayetleri değiştirerek uygulamaya koymuştur,bunu da ya İncili Tevratı bilen insanlardan ya da katip tuttuğu diğer dinlerden dönme insanlardan sağlamış olduğu kuvvetle muhtemeldir.

Devam ediyoruz,

3.) Mısır’dan Çıkış 21:23-25 ; Ama başka bir zarar varsa, cana karşılık can, göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayak, yanığa karşılık yanık, yaraya karşılık yara, bereye karşılık bere ödenecektir.

Maide Suresi, 45 ; Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık. Kim hakkından vazgeçerse bu, onun günahlarına keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir

4.)Bakara Suresi, 282 ; Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahidlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir

Yuhanna ,8: 17 ; “İki erkekliğin tanıklığı geçerlidir” diye yazılmıştır.Kendim için tanıklık eden bir ben varım, bir de beni gönderen Baba benim için tanıklık ediyor.

Örnekleri çoğaltmak mümkün, ayrıca İslam ile geldiği düşünülen bir çok gelenek İslamdan önce titizlikle yerine getirilen kökeni yüz yıllar öncesine ritüeller,inanışlardır. İslamda kadınların kulandığı başörtüsü, Yahudilik ve Hırıstiyan kültüründen gelen bir adettir. Hatta, Yahudilik öncesinden bile gelen bir adettir. Yahudi kadınların, özellikle bir ibadeti izlerken, başlarını mutlaka örtmesi gerekiyordu. Bu onlar için bir zorunluluktu. Kadınların başörtüsü takması, Hıristiyanlık’ta da önemliydi.

Sonuç olarak, Muhammed’in seçkin bir aileden gelmesi, küçük yaşlardan itibaren ticaretle uğraşması ve yaşadığı toplumun edebiyata önem vermesinden dolayı ümmi kalması mümkün değil. Ümmi kalsa bile henüz kendisini peygamber ilan etmeden önce , Mekke’nin tahsil görmüş en bilgili insanlarıyla oturup kalkması, arkadaşlarını hep o bilge sınıftan seçmesi Muhammedin bu isimlerden Ortadoğuda çıkmış olan dinlerin öğretilerini, ritüellerini öğrenmesini sağlar, zaten bilhassa Tevrat ve onun uzantısı olan İncil ile büyük benzerlikler sergilemesi, bu semavi dinlerle benzer ritüellerin dayatılması bu durumu fazlasıyla destekliyor.



Pedofilinin (sübyancılığın) Kuran’daki yeri – Talak/4

Mart 28, 2010

İslam’ın küçük, çok küçük yaştaki kızların evlen(diril)mesine müsaade etmesi çok tartışılan bir konu. Fakat her nedense bu tartışmalar genellikle, peygamber sünneti (Aişe meselesi) ve hadisleri etrafında yürütülüyor.

Oysa, İslam’a göre çok küçük yaştaki (büluğa bile girmemiş) kız çocuklarıyla evlenmenin meşru olduğu, bizzat Kuran’da açık seçik bir şekilde yer almaktadır.

* Talak/4
Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.

(Ayetin Arapçasını ve diğer bütün Türkçe meallerini okumak için linke tıklayınız: http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=65&ayet=4 )

a. Bakara/228 ve İddet (Boşanmada bekleme süresi)

Boşanma anlamına gelen ”Talak” kelimesinden anlaşıldığı üzere >12 ayetlik bu sure( http://www.kuranmeali.com/sureler.asp?meal=diyanet&sureno=65 )< boşanma konusunu işler. Nüzul sırasına göre daha önce gelmiş olan Bakara suresinin de bir ayeti bu konuda net bir hüküm getirmiştir.

* Bakara/228
Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hâli (hayız veya temizlik müddeti) beklerler.
Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl olmaz. Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak sahibidirler. Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Görüldüğü üzere, Bakara suresinin 228. ayeti, boşanmanın kesinleşmesi için ”üç ay hali” müddetince bir süre belirlemiştir.

Bu ”bekleme süresi’‘ne İslam ıstılahında ”iddet’‘ denilir. İddet boyunca, kadın -boşanma henüz kesinleşmemiş olduğundan- bir başkası ile evlenemez. Erkek, bu mühlet içerisinde geri dönerse (barışırsa) evlilik devam eder, yani boşanma vuku bulmaz. İddet süresi, çift birleşmeden biterse boşanma kesinleşmiş olur. İddet süresi, yukardaki ayette kadının üç ay hali (adet hali = hayz hali) olarak belirlenmiştir.

İslam alimlerince ”iddet”in gayeleri şu şekilde açıklanır:
- Fevri boşanma kararları ile nikahın bitmesi önlenmiş olup, hukuken evliliği kesin olarak bitirmeden tekrar düşünme ve barışma imkanı verilmiştir. Böylece geçici öfke ve benzer durumlardan dolayı yuvanın yıkılması engellenmiş, evlilik müessesesinin önemi vurgulanmıştır.

-İddet olmasa idi, kadının boşanmasından kısa bir süre sonra hamile kalması durumunda, nesebin karışması ve dedikodu çıkması tehlikesi söz konusu olurdu. İddet sayesinde (ki kadınlar bu süre boyunca evlerinde tutulur) bu tehlike de önlenmiştir. Bu süre içerisinde kadının hamile olduğu ortaya çıkarsa, boşayan kocanın çocuğun babası olduğu anlaşılır.

b. Ahzab/49
Ahzab Suresi’nin 49. ayetinde ise, evli çift henüz cinsel temasda bulunmamışsa, boşanma durumunda, iddeti beklemeye gerek olmadığı açıklanır:

* Ahzab/49
Ey inananlar! Mümin kadınlarla nikahlanıp, onları, temasta bulunmadan boşadığınızda, artık onlar için size iddet saymaya lüzum yoktur. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın.

c. Talak/1-4

Şimdi gelelim asıl konumuz olan Talak Suresine ve bu surenin 4. ayetine.
Bu arada, surelerin gerçek nüzul sırası da bu başlıkta işlendiği gibidir (87. Bakara => 90. Ahzab => 99. Talak).

* Talak/1
Ey peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde, onları iddetlerini dikkate alarak (temizlik hâlinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah’a karşı gelmekten sakının. Apaçık bir hayâsızlık yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır.

* Talak/2
Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki âdil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.

* Talak/3
Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.

VE:

* Talak/4
Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.

Toparlayalım:
- Bakara/228′de boşanmanın kesinleşmesi için bir bekleme süresi (iddet) şart koşuluyor ve bu süre kadının üç ”ay hali” (adet hali = hayz hali) olarak belirleniyor.

- Ahzab/49′da eğer evli çift cinsel ilişkide bulunmamışsa, boşanma durumunda bu süreyi beklemeye lüzum olmadığı söyleniyor.

- Talak/1-3′de tekrar (Bakara/228′deki) boşanma süresine atıfta bulunarak, bu süre ile ilgili bir takım düzenleme ve tavsiyeler getiriliyor.

-Talak/4′de ise, bekleme süresinin (iddet’in), hayız görmeyen kadınlarda ne kadar olacağı bildiriliyor.
Hayız görmeyen kadınlar üç gruba ayrılıyor:
(a) Adetten kesilenler => üç ay
(b) Küçük olduğundan henüz adet görmeyenler => üç ay
(c) Hamileler => doğuma kadar

Ayetin bu açık lafzı, yaşı küçük olduğundan dolayı henüz adet görmeyen kızları da kapsamakta!

Aslında bu, ”meal kaynaklı” bir sorun değil! Çünkü aşağıda örnekleyeceğim üzere, Arapça bilen (hatta Arap olan) müfessirler de, bu ayeti bu şekilde tefsir etmişlerdir. Ama yine de bunu teyid eden muhtelif meal örnekleri de verelim:

Diyanet İşleri Eski: ”Kadınlarınızdan ay hali görmekten kesilenler ile henüz ay hali görmemiş olanların iddetleri hususunda”

Diyanet İşleri Yeni: ”Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda”

Ömer Nasuhi Bilmen: ”Ve o kadınlar ki, hayızdan kesilmişlerdir veya hayız görmeye başlamamışlardır”

<b<Süleyman Ateş: ”(Yaşlılıklarından ötürü) Adetten kesilen kadınlarınızın (bekleme süresinden) şüphe ederseniz, (bilin ki) onların bekleme süresi üç aydır. Henüz adet görmeyenler de böyledir. ”

Ali Bulaç: ”Kadınlarınızdan artık adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanların iddet (bekleme süre)leri”

Suat Yıldırım: ”Kadınlarınızdan âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.”

Şaban Piriş: ”Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlar eğer tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Henüz âdet görmemiş olanlar da böyledir.”

Ümit Şimşek: ”Hayızdan kesilmiş hanımlarınızın iddetinde şüpheye düşerseniz, onların da, henüz hayız görmemiş olanların da iddeti üç aydır.”

Bütün bunlardan zorunlu olarak çıkartmamız gereken sonuç:

Talak/4′te, yaşı küçük olduğundan dolayı henüz adet görmeyen, yani büluğ çağına girmemiş olan kızların boşanma durumunda bekleme süresinin 3 ay olduğu yazmaktadır.

=>

Dolayısı ile, Kuran’a göre, bulüğ çağına girmemiş, henüz adet görmeyen küçük kızlarla evlenmek caizdir.

Ahzab/49′da cinsel temas olmadan boşanılırsa, bekleme süresi olmadığı söylenir.

=>

Dolayısı ile, Kuran’a göre, büluğ çağına girmemiş küçük kızlarla sadece evlenmek değil, cinsel ilişkide bulunmak da (kocası için) caizdir.

Yukardaki ayetlerden çıkan zorunlu sonuç bu. Şimdi bir de, İslam alimlerinin konu ile görüşlerini alalım.

Bu konuda Mevdudi, oldukça açık sözlü bir şekilde ayetlerden zorunlu olarak çıkan sonucun adını koyuyor:

Alıntı:
Mevdudi, Tefhimu’l Kuran, Talak/4′ün tefsiri

Büluğa ermediği için hayız görmeyen veya bazı nedenler dolayısıyla geç hayız gören ya da çok büyük bir istisna olup da hiç hayız görmeyen kadınlar, hayızdan kesilmiş kadınlar gibi talaktan sonra 3 ay iddet beklerler.
Kur’an’ın bu açıklamasına göre, burada “Mudhale” (kocasıyla gerdeğe girmiş) bir kadının sözkonusu olduğuna dikkat edilmelidir. Çünkü mübaşeret olmasaydı eğer, iddet sözkonusu olmazdı. (Bkz. Ahzab: 49) Bu yüzden, henüz hayız görmeye başlamamış kızların, iddetinin beyan edilmesinden anlaşıldığına göre, bu yaştaki kızlarla evlenmek ve kocalarının kendileriyle cinsel ilişkide bulunması caizdir. Dolayısıyla Kur’an’ın caiz gördüğü bir davranışı hiçbir Müslümanın yasaklamaya hakkı yoktur.

Diğer müfessierler, zorunlu sonucun adını koymaktan kaçınsalar da, en azından Talak/4′te, yaşı küçük olduğundan dolayı henüz adet görmeyen kızların da kastedildiğini açıkça söylemekteler:

Alıntı:
Seyyid Kutub, Fizilal’il Kuran, Talak/4-5′in tefsiri:

Boşanma sonrası bekleme döneminin süresine ilişkin bu sınırlandırma hayız görmeyen, bir de hamile olmayan kadınlar içindir. Hayız görmeme durumu hem hayızdan kesilmiş kocamış kadınlar hem de yaşının küçüklüğünden veya bir hastalıktan dolayı henüz hayız görmeyen kadınları kapsıyor

Alıntı:
Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran Tefsiri, Talak/4′ün tefsiri

Ve o kadınlar ki, altmış veya elli beş yaşında oldukları için hayzdan kesilmişler veya pek genç oldukları için henüz hayz görmeğe başlamamışlardır, eğer bunların boşandıkları vakit iddetleri hususunda şüpheye düşmüş iseniz biliniz ki: onların iddetleri üç aydır. Bu kadar müddet bekleyince kendilerini boşamış olan kocaları ile bağları tamam kesilmiş olur, artık başkaları ile evlenebilirler.

Alıntı:
Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini – Kuran Dili, Talak/4′ün tefsiri

Bunlar gerek on yedi yaşından küçük olup henüz büluğa ermemiş olduklarından dolayı hayız görmemiş olanları ve gerek büluğ yaşının en üst sınırı olan on yedi yaşını geçmiş, binaenaleyh yaş itibariyle büluğa ermiş oldukları halde âdet görmeyenleri kapsamaktadır.

Alıntı:
İbn-i Kesir,

Hadislerle Kuran-ı Kerim Tefsiri (Çağrı Yayınları), çevirenler: Prof. Dr. Bekir Karlığa / Prof. Dr. Bedriddin Çetiner, Talak/4′ün tefsiri

Allah Teâlâ, yaşlılık nedeniyle âdetten kesilmiş olan kadınların iddet müddetinin âdet gören kadınlarla ilgili olarak Bakara sûresinde (228. âyet) belirtildiği gibi üç temizlik üzerine üç ay olduğunu belirti*yor. Henüz âdet yaşına erişmemiş olan küçük kızların da âdetten kesil*miş hanımlar gibi üç ay iddet bekleyeceklerini bildiriyor

Alıntı:
Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kuran Tefsiri (Anadolu Yayınları), Talak/4′ün tefsiri

İniş Sebebi:
Ubey b. Kâb (R.A.), Peygamber Efendimize: «Ya Resûlellah! Kadınların iddetiyle ilgili âyet inince Medineli bazı kişiler, ayhalinden ümidi kesilenle henüz ayhali olmayan kadınların ve bir de hâmile kadınların iddeti hakkında Kur’ân’da bir açıklama ve hüküm yoktur, diyorlar. Bu hususta ne buyurursunuz?» diye sorunca, ilgili âyetler indi.< (…) Yaşı küçük olduğundan henüz ayhali görmüyorsa, o da boşandıktan sonra üç ay bekler; bu süre dolmadan başka biriyle evlenemez.

Alıntı:
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t Tefasir(Ensar Neşriyat), Talak/4′ün tefsiri

Aynı şekilde, küçüklüğünden dolayı hayız görmeyenlerin iddeti de üç aydır.

Alıntı:
Ali Küçük, Besairu’l Kuran (Adım Yayınevi), Talak/4′ün tefsiri

Yaşlılıklarından dolayı hayızdan kesilmiş, hayızdan ümidi kesilmiş, hayız görme dönemi bitmiş ve henüz hayız görmemiş, hayız görecek yaşa gelmemiş kadınların iddetleri hususunda bir şüpheye düşerseniz, bilesiniz ki onların iddetleri üç aydır. Gebe olan kadınların iddetleri ise doğumları ile tamamlanmış olur.

Alıntı:
Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kuran Tefsiri (Üçdal Neşriyat), Talak/4′ün tefsiri

Vacip Tealâ kadınların hayız görenlerinin iddetini beyan buyurunca huzur-u risalette bulunan ashaptan (Müaz b. Cebel) ”Ya Resulallah! Hayız erbabının iddetini bildik. Erbab-ı hayızdan olmayanların iddeti nedir?” ve diğer bir kimsenin dahi ”sabiyye olanların iddeti nedir?” ve bir başkasının da ”karnında çocuk olanların iddeti nedir?” demeleri üzerine şu suâl olunan hatunların iddetlerini beyan etmek üzere buyuruyor: ”Talâk verdiğiniz nisvandan sol hatunlar ki onlar hayızdan kesilmekle çocuk getirmekten me’yııs oldular. Eğer onların iddetlerinde şüphe ederseniz onların ve hiç hayız görmeyen sabiyye hatunların müddet-i iddetleri üç aydır ve üzerleri çocuklu olan hatunların gerek mutalleka olsun ve gerek kocaları vefat etmiş olsun iddetleri üzerlerinde olan doğuruncaya kadardır.

Yani elli-ellibeş yaşını tecavüz etmekle hayızdan ve çocuktan ümidi kesilmiş me’yus ve
yaşlı olan kadınlara ve henüz sinn-i rüşde baliğ olmamış sabiyye olanlara talâk verip de iddetinde şekkederseniz onların iddetleri eğer talâk ayın bidâyesine tesadüf ederse o ayın ibtidası ve ayın ortasına tesadüf ederse gün hesabiyle üç aydır.

Kaynak: http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=14474


Türk Eğitim Sisteminde Evrim

Mart 28, 2010

1930′lar

Tarih ders kitapları dünyanın ve insanın evrimini anlatarak başlamaktaydı.

“…kitabımızda insanın tarihine girmeden önce, kainat, dünya ve insan hakkında zamanımızın ilme dayanan teorilerini aktardık ve açıkladık ve bunu yaparken batıl fikirlerden sıyrılarak, tarihi gerçekliği kavramaya çalıştık”

Afet İnan

1940′lar

Tarih ders kitaplarından ilk bölümler çıkarılmış ve tarih Yontma Taş Devri ile başlatılmıştır.

1960′lar

Biyoloji derslerinde olaylar doğal izahları ile açıklanıyordu:

“Öyle ise, tufanlarda canlıların ortadan kalktıkları, yeniden yaratıldıkları; türlerin sabit olduğu fikirleri doğru değildir”

1962 tarihli Biyoloji Ders Kitabı

1970′ler

“…liselerde okutulacak biyoloji kitaplarını, biyokimya kitaplarını, Allah’ın adıyla bizim adamlarımız, dinimize, kökenimize inanmış, bağlı kimseler hazırlasınlar…”

Fethullah Gülen

“Türk-İslam kültürünün aşağılanan unsurlarının çıkarılması, İslami değerlerin öne çıkarılması ve pozitivizmin dışlanması…”

1976-Tek Kitap Rejimi’nin Amaçları
39. T.C. Hükümeti (AP ‐MSP ‐MHP ‐ CGP)

1980′ler

Fethullah Gülen’in Türk biyoloji eğitimi konusundaki dilekleri 1985 yılında Vehbi Dinçerler’in Milli Eğitim bakanlığı sırasında gerçekleşme yoluna girmiştir. Lise biyoloji ders programına ABD’li köktendincilerle işbirliği içinde evrime seçenek olarak yaratılış görüşü eklenmiştir. Lise din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitaplarında da aynı şekilde Darwin’in evrim kuramı çarpıtılmıştır.

“1980’li yılların ortalarında bir gün Yaratılışı Araştırma Enstitüsü (ICR) Türk Milli Eğitim Bakanı sayın Vehbi Dinçerler’den, davetsiz bir telefon aldı. Dini bütün bir müslüman olarak Mr. Dinçerler yaratılışa inanıyordu (yaratılışın Kur’an’daki anlatımı İncil’deki ile hemen hemen aynıydı). Türk Hükümetinin bir üyesi olarak, tüm eğitim sistemine vakıf olduğu için okullarında baskın olan laik temelli salt evrim öğretimine son verip, bunun yerine yaratılış ve evrime eşit zaman ayrıldığı iki modelli bir sistemi getirmek istiyordu. Bunun sonucu olarak yaratılışın bilimsel (İncildeki değil) kanıtlarını içeren ICR’ın çeşitli kitapları Türkçe’ye çevrildi ve Türkiye’de tüm okul öğretmenlerine dağıtıldı.”

Institute for Creation Research (ICR) – Acts and Facts

1. Resim

“Yaratılış teorisini müfredata ekleyenler sizin gibi akademisyenlerdir. Bakanın takdiri sadece tekelciliğin kaldırılmasının daha hür, daha bilimsel, daha tartışmacı, bireylerin yetişmesindeki “tekilci ve tekelci” engelleri ortadan kaldırmak olmuştur…”

Vehbi Dinçerler

1990′lar

Eskiden olayların doğal yollardan açıklandığı biyoloji derslerinde, şimdi doğaüstü gerekçelerden bahsedilir olmuştu:

“Günümüzde biyoloji ile ilgili birçok bilim adamı, hayatın çeşitliliğini, bir hücre içinde geçen hayat olaylarının olağanüstü nizamını ve kainatın çok ince bir düzenle işlediğini görerek, Allah’ın varlığını idrak ettiklerini belirtmişlerdir”

1992 tarihli Biyoloji Ders Kitabı

Evrim kuramı liselerin işlediği son biyoloji konusu haline getirildi.

Liseler ve Üniversiteler’de kullanılmak üzre “ilginç” ders kitapları yazılmaya başlandı, bir kaç örnek:

2. Resim

“… bu hesaba göre Hz. Adem’in boyunun yaklaşık 30 metre civarında olduğu söylenebilir. … Ağaçların 200 metre olduğu, dinazorların yaşadığı dönemde bizim gibi ufak tefek insanların yaşadığını düşünme, hayat mücadelesi açısından insan ters gelir. Kocaman kertenkelelerin, dev dinozorların yanında öyle insanların olması gerekir ki hayatla mücadelede mevcudiyetini koruyup neslini sürdürebilsin.”

Alternatif Biyolojiye Doğru

“Alternatif Biyoloji, genç ve gayretli ilim adamlarımızın göz nuru ve yorucu çalışmalarının mahsulü. Biz, bütün gönlümüzle bu mübarek çalışmayı takdirle karşılıyor ve alkışlıyoruz. Ne var ki, günümüzde zıvanadan çıkmış bilim telakkisinin yeniden hakiki yörüngesine oturtulabilmesi için, bilimin değişik dallarında bunun gibi daha yüzlerce telifata ihtiyaç var.”

Fethullah Gülen – Kitap hakkındaki görüşleri

3. Resim

Atatürk Üniversitesinde Biyokimya’ya Giriş(Resim 3′e Bakınız)

2000′ler

“…Darwin teorisi yapısı dolayısı ile ateistlerle deistlerin dünya görüsüyle birebir örtüşen bir görüştür. Akıllı tasarım ise dinlerin yaratılışla ilgili görüşleriyle birebir örtüşür.”

“…Darwin teorisi ateist fikirlerle örtüştüğü için bu bir ateist propagandasıdır bu kitaba girmemelidir demek ne kadar yanlışsa akıllı tasarım semavi dinlerin ilahi kitapların yaratılışla ilgili fikirleriyle örtüşüyor diye bunu yok sayamayız. Gallup Enstitüsü Türkiye’de bir araştırma yapmış, yapılan araştırmada ateist 1%.”

“… bu 1% ile Darwin’in görüşleri örtüşüyor ama AT 99% olan insanların görüşleriyle örtüştüğü zaman bu bir dini telkindir diyemezsiniz.”

Hüseyin Çelik
2003-2009 T.C. Milli Eğitim Bakanı

E. Yaratılış Görüşü
Var olan bütün dinlerin ortak yönü, canlının Tanrı tarafından yaratıldığı görüşüdür.

Buna göre yeryüzünde yaşayan bütün tür çeşitleri başka türlere değişmemiştir. Canlılar alemindeki türlerin herbiri farklı zamanlarda yaratılmıştır.

Şu anda kullanılan Lise Biyoloji Ders kitabı. Evrim anlatılmadan önce sanki bir uyarı niteliğinde, ‘Hayatın başlangıcına ait görüşler’ ve elbette yaratılış anlatılıyor.

2005 – Eurobarometer Araştırması:

13 soruluk temel bilimsel bilgiler anketi:
Türkiye – %44 (en az doğru cevabı bulunan ülke)

Ne sıklıkla bilim ve teknoloji konusundaki tartışmalara katılırsınız?
Türkiye – %71 – Hiç

Fen Dersleri Yeterince İlginç Değil mi?
Türkiye – %66 – İlginç değil

Sonuç

Çağdaş ülkeler neden evrim konusunda araştırmalara milyonlarca ya da milyarlarca dolar harcamaktadırlar?

Çünkü evrim kuramı insanın ve diğer canlıların geleceğini yakından ilgilendirmektedir. Evrimin bir sonucu da türlerin yok oluşudur. Yeryüzünde günümüzde yaşamakta olan canlı türleri varolmuş olan canlı türlerinin %1’i bile değildir. Çağdaş ülkeler, evrimin güncel yaşamımızdaki uygulamalarının sağladığı yararların yanısıra, insanı bu %1’in içinde tutmaya çalışıyorlar.

Biz de ise ülkemizi “muassır medeniyetler seviyesi”nin üzerine çıkarmak isteyen yöneticiler ne yazık ki nüfus artışını teşvik etmekte, ormanlarmızı satmaya çalışmakta, aynı yöneticiler okullarda yaratılışçılık ya da bilinçli tasarımı öğretmeyi savunmaktadırlar.

Eğer Atatürk’ün dediği gibi çağı yakalamak ve çağdaş uygarlıklar düzeyinin üstüne çıkmak istiyorsak eğitim sistemimizde acil reforma gereksinim vardır.

Kaynak

Bu makale Aykut Kence ve R. Nazlı Öztürkler Somel’in, 2007′de İnönü Üniversitesinin ev sahipliğinde gerçekleştirilen Biyoloji Eğitiminde Evrim Sempozyumu’nda yaptıkları sunumlardan derlenmiştir.

http://realityofevolution.wordpress.com/2009/08/30/turk-egitim-sisteminde-evrim-aykut-kence/


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.